Bir kış günü Edirne… Selimiye… Meriç… Karaağaç
[puregallery]
Edirne, Edirne’den Van’a kadar topraklarımızın Batı ucu, İstanbul’a sadece 2-2,5 saat uzakta öylece duruyor. İstanbul’dan sonra o kadar mütevazi, derli toplu ki, tüm gezilecek yerleri şöyle uzaktan bakınca görebiliyorsunuz desem yanlış olmaz.
Hep baharları heveslendik ama bir kış günü ziyaret edebildik Edirne’yi. Bir öğlen yemeğine gidilir mi gidilir işte, hele de aynı kafada gezmeyi seven arkadaşlarınız varsa. Buz gibi bir havada Boğazda kahvaltı ederken, kendimizi TEM de bulduk. Google’dan hepi topu 234 km denilince, öğlene yetişme hayali kurduk.
TEM’den ayrılıp girdiğimizde şehre, öyle kolay bulduk ki aradıklarımızı. Bir bakışta anlatıla anlatıla bitirilemeyen Selimiye öylece duruyordu önümüzde. Yalnız soğuk, gerçek bir karasal soğuk, buzlu dallar, yerler arasında, taş yapılar sanki daha da bir soğuk. Selimiye’yi elimizle koymuş gibi bulduk, arastasından girdik, önce kendimize el örgüsü eldivenler, şapkalar aldık. Sonra anlatıla anlatıla bitirilemeyen sabunları gördük. Tezgahlarda rengarenkler.
Hikayesini daha önce de duyduğum bu sabunların geçmişinin 1600’lü yıllara uzandığı düşünülüyor. 17. yüzyılda Osmanlı döneminde misk, amber ve gül esansı karıştırılarak hamur kıvamına getirilen sabun, birebir meyve boyutlarında şekillendirilip, gerçek meyve renklerine boyanarak, zamanla Osmanlı sarayına, sultanlara, yerli ve yabancı devlet erkanına sunulan değerli hediyeler arasına girmiş ve meyve sabunculuğu Edirne’de çok önemli bir meslek haline gelmiş. Esans katılarak üretildikleri ve ferahlatıcı bir koku yaydığı için halk arasında “mis sabunu” olarak da anılmış. Sıklıkla saraya üretildikleri için “saray sabunu”, “padişah sabunu” olarak da adlandırılmış. Evet kendilerine özgü bir zenginlikleri var ancak, daha doğal olamaz mı diye düşünüyorum. İlk üretildikleri zamandaki hallerini görmek isterdim.
Arastadan Selimiye’ye çıktık, Mimar Sinan’un ustalık eserim dediği Selimiye gerçekten heybetli bir cami, içi de Ayasofya misali etkileyici bir duygu veriyor insana. Kubbe, çok güzel bir işçilikle yapılmış kubbenin tam altındaki hünkar mahfili minber ve duvarlardaki işlemeler büyüleyici. Hemen dışarıda bir müze de var. Dev saatler, daha önce kullanılan aydınlatmalar, kitabeler konuyu takip edenler için güzel bir hazine.
Hem Selimiye’nin süslemelerinde, hem de müzede Edirnekâri sanatının güzel örneklerini görmek mümkün. Edirne Bir Osmanlı başkenti olduğu dönemlerde, aynı zamanda da bir sanat merkezi olmuş. Balkanlar’la Anadolu arasındaki bu geçiş yeri, kendi içinden geçip giden kültürü harmanlayarak kendine özgü bir kültür yaratmış . Türk rokokosu ya da Edirnekârî olarak bilinen boyama tekniği Edirneli ustaların elinden şehrin ismiyle anılarak yayılmış. Ahşap süsleme tekniği olarak, oyma, kakma ve bezeme (boyama) olarak kullanılabiliyor. Tavan işlemelerinde, yüklüklerde, köşe dolaplarında, sini altlarında, yazı çekmecelerinde, sandıklarda, rahlelerde, cilt kapaklarında, mimberlerde kullanılmış. Geometrik motifler pek kullanılmamış, genellikle laleler, sümbüller, karanfiller, gelin çiçekleri, çiçek buketleri, meyva tabakları veya meyve sepetleri, daire, kemer ve yıldızlara yer verilmiş. Topkapı Sarayı’ndaki III. Ahmet’in Yemiş Odası Edirnekârî’nin en güzel örneklerinden biridir. Daha detay için http://www.ktsv.com.tr/sanat/9-edirnekri adresinden araştırma yapabilirsiniz.
Başka camiler de var. Minareleri, şerefiye sayıları ile ünlenen, anacak o kadar soğuk ki cesaret edemiyoruz gezmeye, devam etmeye.
Öğlen amacımıza ulaşıyoruz, şehri iyi tanıyan bir arkadaşımızdan aldığımız tüyoya göre en iyi köfte Selimiye’nin hemen arkasındaki Köfteci Osman, Köfteler o kadar güzel ki bu güzel şehre bir kere daha gelip ciğeri sonra yemeyi göze alıyoruz. Bir esnaf lokantası tipinde, temiz, özenli ve lezzetli. Ama ciğer için de hemen adresleri verelim. Aydın Ciğer ya da Kazım Ciğer.
Sonra ver elini Meriç ve Karaağaç. Meriç Nehri ve üzerindeki köprü gerçekten güzel ve fotoğraflar için harika görüntüler veriyor. Evet evet kesin baharda çok daha güzel olacak.
Karaağaç kısa dönemli hizmet veren tren istasyonu ile hemen bir bakışta Edirne’den farklılaşıyor. Meriç boyunca cafeler, lokantalardan ilerleyip Karaağaca geliyoruz. Çınarlar yollar boyunca sıralanmış Sonradan öğreniyoruz ki bugün Meriç’in ardındaki tek toprak olan Karaağaç bir dönem Edirne’nin sayfiye yeriymiş, 19. Yüzyılda ise pek çok konsolosluğun bulunduğu, eğlence merkezlerinin yer aldığı, otelleri ve restoranları ile ünlü bir küçük çekim alanıymış. Balkanların içlerine doğru ilerleyen tren yolu ise çok uzun dönemli olmamış. Bir Osmanlı mimar tarafından yapılan gar binası Batı Trakya Türklerinin dramına şahit olduktan sonra, bir müddet sessizce beklemiş, şimdi Trakya Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi olarak hizmet veriyor. Ve bence sabunlar konusunda da biraz destek olmalılar, yerel ustalara.
Biraz ötede Lozan anıtı duruyor, barış, anlaşma, Anadolu, Trakya gibi sembolik anlamlarla donatılmış olarak seyrediyor Karaağacı ve artık bir yerlere gitmeyen bir lokomotifi olan tren garını.
Sonrasında Kırkpınar güreşlerinin yapıldığı alanı da görmek istiyoruz. Hemen Meriç’ten geçip ulaşıyoruz. Her yer o kadar yakın ki. Başpehlivanların heykelleri karşılıyor bizi girişte. Çayırı gözden geçirip, güreşleri gözlerinde canlandırmak hiç de zor değil.
Sonra şehir merkezine dönüp, meşhur badem ezmesinden tadıyoruz. Keçecizade, Aslanzade en tanınmışları. Biraz da İstanbul için alıyoruz. Yollarda buzlanma başlamadan yola çıkıyoruz.
Selimiye, arasta, mis sabunlar, Edirnekari, Köfteci Osman, Meriç Nehri, Köprü, Karaağaç, Lozan Anıtı, Kırkpınar, badem ezmesi…. İşte size mini bir Edirne turu. Şehir avucunuzun içerisinde, keşfetmek size kalmış. Bu bir ön keşif gezisi olsun, bir baharda gitmek eminim çok daha güzel olacak Meriç kıyılarına.


























Comments:
Çok faydalı bir yazı olmuş elinize sağlık….
çok teşekkürler
I might be beantig a dead horse, but thank you for posting this!
dear lacey,
the horse is awakening, hopefully
A praicootvve insight! Just what we need!
Nağme cim ellerine sağlık.
teşekkür ederim çilerciğim
yemeklerı yaglı bı pletes hocası ve işletmesı bırlıkte yapıyorlar boyle sacmabır yer hayatımda gormedım temızlıgı kalanlara yaptırıyorlar eger yapmazsan yemek yok herkezın 3-4 saat yurumekten agakları su toplamıs temızlık kesınlıkle yok hıjyen yok bır tane sertıfıkalı ınsan yok telefon cekmıyor odalarda buz dolabı yok bı fon makınası bıle calıstıramıyorsunuz
sıtede okuduklarınızın 100- 99 yalan dolan
ınternet reklamından baska hıc bır sey yok kesınlıkle soylenenler vaat edılenler hepsı yalan zaten sozlesmelerını ıyce okuyunca anlarsınız saglık bakanlıgılı onayıda yok şirket dıye ruhsatları var …. doktoru hemsıresı temızlıkcısı hocaları dıyetısyenı hıc bırseyı yok.tek dogru soyledıklerı özgur hoca ıle yuruyus …. öburlerıne sakın ınanmayın paranızı bastan alıyorlar ve vermıyorlar
Merhaba,
yaşadığınız deneyim için çok üzüldüm. Biz Darıdere de kendi olanaklarımızla çadırda konakladık.
Yorumunuzu siteye ekliyorum ki söz konusu tesiste konaklama olanaklarını kullanıp sizin gibi zor durumda kalınmasın. İyiyi ve kötüyü bilgi olarak paylaşacağız ki bu tip yerler de iş sahibi olmanın, müşterinin önemini anlasınlar
iyi günler dilerim
Merhaba ben frig evinden gürcan beyin eşi.yorumlar ve fotoğraflar için teşekkürler.
Tekrar bekleriz frig evine.
http://www.frigevi.com
Gecen sene Mart ayinda Bodrum a gitmistik ve orada yengem cok lezzetli kuzu etli yapmisti. Nohut da eklemisti. Cok guzel olmustu. Tarifini yazmamistim. Nagme cim, senin tarifle yapacagim, cok tesekkurler. Bakalim Istanbul da bulacak miyiz?
İstanbul’da bir ot pazarı olsa ne hoş olur. GErçekten çok lezzetliler
Aklıma hemen gelenler;
organik pazarlar ?
ya da Kanyonda Cuma günü kurulan Datça Murat Bey Çiftliği pazarı ; arkadaşlarım oradan ısırgan bulmuşlardı
bir de Okmeydanında bir Kastamonu pazarı var diyorlar ama ben henüz oralara ulaşamadım
Ben bulursam size de alayım / getireyim
sevgiler
ELİNE SAĞLIK
muhteşem bir tarif
sabah oğlum efe ve arkadaşına yaptım, akşamüstü de kendime keyif için:)
diğer tarifleri denemek için sabırsızlanıyorum.
sevgiler
bu da guzellllll elinize saglik
guzellll fikirrrrr
Baharda Edirne’ye gelmeden dupnisa mağralarınıda gezi listene alabilirsin Nağmeciğim
sevgiler.
Geçen yıl bir İğneada gezisi yapmıştık, çok istemiştik
1 mayıstı, ama galiba yarasaların üreme dönemi falan olunca gezilemiyormuş
biz de gezememiştik
bir araştırayım
Bu cup cakeleri tatma şerefine eriştik. Çok şanslıyız müthişti
Emeği ve bizimle paylaşımı için yazarımıza teşekkür ederiz :))
yazılarını beğeni ile takip ediyoruz.milu’dan bahsetmemişsin
Teşekkürler. Sevimli Milu’ya ayrı bir yazı ayırmamız gerekecek.