Bansko’ya merhaba

Bansko son yılların gözde kayak merkezi. Dolayısıyla bu yazı bir kar masalı ve kayak hikayesi olabilirdi.Biz de kaymak üzere gittik ama ilk günkü maceramız sonrasında,  Bansko bizim için dinlenme, yeme içme, gezme mekanına dönüştü.

Bansko’ya Kapıkule’den sonraki geniş düzlükleri geçtikten sonra, 1000 m yükseklikteki dağlara dolambaçlı vadileri aşarak, kıvrımlı yollarla ulaşıyorsunuz. Arka planda sivri dorukları ile Pirin Dağları, şehrin ortasından şırıl şırıl akan bir Pirin Çayı var.

İlk bakışta göze çarpan yeni yapılmış apartlar, oteller, çoğu tahta dokularla, çatı katları ile Alplere öykünmüş. Gözü rahatsız eden bir mimari çıkıntılık, yükselti yok, en fazla 4-5 kata kadar ızgara planlı bir genişleme var. Daha eski kent dokusunun yer aldığı Pirin Caddesi etrafında ise 400 yıl Osmanlı yönetiminde kalmış olan kasabada, hemen Osmanlı  kasabasında görebileceğiniz avlulu evlerle karşılaşıyorsunuz.

Kasabanın ortasında yer alan gondola isimli bir teleferik sistemi ile kayak merkezinin en alt sınırına ulaşıyorsunuz.  Kasaba denizden yaklaşık 900 metre yükseklikte en yüksek doruklar ise 2600 metreye ulaşıyor. Her seviye sporcuya uygun 13 pistin uzunluğu toplam 70 kilometreye ulaşıyor. Todorka dağının kuzey yüzünde kalan alt pistler, harika çam ormanlarıyle çevrili olduğu için  sert rüzgârlardan etkilenmiyor. Gidiş tarihinizi belirlerken, her zamanki gibi yerel sömestr tarihlerini kontrol etmekte fayda var. Bu yıl biz 30 Ocak- 4 Şubat arasında oradaydık ve Bulgaristan’ın sömestr tarihine denk geldik. Türkler de bu bölgeyi fiyatlarının uygunluğu nedeniyle tercih ettikleri için, oldukça kalabalıktı. Saat 10:00 dan sonra gondola kuyruğu rahat 500 metreleri buluyor. Çok fazla sıra beklemek gerekiyor.

joyofearth_bansko joyofearth_bansko joyofearth_bansko

joyofearth_bansko IMG_5978joyofearth_bansko

Bizim maceramız kayak ve snowboard için tek günle sınırlı kaldığı için birkaç fiyat bilgisi ve hızlı kazanımla bu bahsi kapatayım:

Daha kayaklarımı ayağıma takamadan snowboard maceramız ufak bir kaza ile son bulduğu için kayak hakkında yazabileceklerim bunlar. Bir de gondolda sıra beklemek istemiyorsanız kişi başı 10 levaya 8-10 kişilik grupları minbüsle yukarı çıkartıyorlar. Kayak malzemeleri kiralayn dükkanların yakınlarında bu tür teklifler sizi buluyor. İsterseniz dönüşte de çağırabiliyorsunuz. Skipassınız varsa zaten gondolla rahatça iniyorsunuz.

Unutmadan Bulgaristan Avrupa Birliği’ne adım atmış olmakla birlikte halen Leva kullanıyor. Euro da geçebiliyor. Bir de ödeme şeklini baştan söylemek gerekiyor. Her hesap nakit için geliyor, kredi kartı için ayrı bir komisyon ekleniyor.

Kaymak bu seyahate sınırlı kalınca, dönüş yapacağımız konu 5 günlük tatilimizde doğal olarak kent ve yemekler oluyor.

Sevgili oğlumun bileğindeki bağ doku zarar  gördüğü için geniş ve kullanışlı odaları ile Vihren Palace okuyup, dinlenmek için keyifli bir sığınak oldu.  Küçük keyifli grubumuzla her gece başka bir mekanı değerlendirdik.

Bu kültür, aslında Türklere hiç de yabancı değil. 400 yıl Türk egemenliğinde kalmış, geçmişinde de Hunlar, Avarlar gibi bir çok Türk kavminden unsurlar taşıyan, kendileri de Hazar Denizin kuzeyinden göçen bir halk olarak Bulgarlarla aslında oldukça yakınız. Bulgaristan uzun yıllar benim için Balkan Savaşlarında, anne tarafından üç kuşak öncesinin, korku içerisinde ailenin erkeklerini savaşmak üzere geride bırakarak, kadın ve çocukların  günlerce yürüyerek Edirne üzerinden İstanbul’a geldiği ve yerleştirildikleri Bursa’da hayata tutunmaya çalıştığı bir uzak geçmişi çağrıştırırdı. Pek de bahsedilmek istenmeyen, dolayısıyla anıların kilitli kaldığı bir geçmiş. 1980 li yıllarda yaşanan Türkler üzerinde kurulan baskı ile yaşanan  ikinci dram ise, bizim kuşağın bakış açısını oldukça etkiledi. 1987 yılında Macaristan’a otobüsle seyahat ederken, Bulgaristan’dan transit geçiş yapılmasına izin veriliyordu. 6 saat içerisinde geçmek zorundayken, otobüs bozulup 8 saat süreyle yolda kalmışken, ne çok tedirgin olmuştuk. Hemen yakınlardan gelen ve halimizi gören Türkler ekmek getirmişlerdi. Geçen otoban devriyesinden de bir hayli rahatsız olmuşlardı.

Bu günlerde ise başka bir hava hakim. Türkler, Romenler, Yunanlılar ve Bulgarlar aynı kentte birlikte tatil yapıp eğleniyorlar. Sorun insanlarda değil diyeceğim ama devletler ya da hakim yöneten gruplar çıkarları uğruna vahşice uygulumalara giriştiklerinde, diğer insanlar neden onu izliyorlar? Tarih bunun örnekleri ile dolu. Bu tatsız konuları şimdilik bir yana bırakıp, devam edelim.

joyofearth Bansko 4 IMG_5983 joyofearth_bansko 3 joyofearth_bansko joyofearth_bansko IMG_5993_joyofearth_bansko

 

Menülerde adıyla sanıyla bolca çorba, çoban salata, işkembe, köfte, pide, sucuk kebap,  köfteleri kebapçe olarak  bulabılmek mümkün. Deniz ürünleri Yunan mutfağından, etler ise Balkan mutfağından. Bizim Keşanda gördüğümüz satır kıymasından yapılmış kocaman tek köfte Gurmanska pleskavitsa bile çok tanıdık. Etler lezzetli ve Türkiye’ye göre çok ucuz. Yöresel şarapları gayet lezzetli. Şarabın yanısıra bir çok farklı meyvadan yapılmış rakılar var. Yaşlanıdırmış rakılar, sıcak rakı, brandy havasında erik rakısı, kayısı rakıları inanımaz bir çeşitlilikte.  Buzla içiliyor.  Pideler ise, hemen odun ateşinde pişiyor, sarmısaklı, peynirli bir şekilde yemeğe eşlik edecek şekilde servis ediliyor. Menüler türkçe, aslında arada alfabe sorunu olmasa zaten bir kısmını neredeyse anlayacağız.

 

joyofearth_bansko  IMG_5947 IMG_5914 joyofearth_bansko joyofearth_bansko joyofearth_bansko_BecenoCeno

Ancak kalabalık sezonda akşam yemeği için mutlaka rezervasyon yaptırın:

joyofearth_bansko joyofearth_bansko joyofearth_bansko IMG_5948 joyofearth_banskoIMG_5912

Evet ne yapalım haliyle yemek, hareket yeteneğimiz kısıtlı olunca, baş konumuz oldu.

Kasabanın eski yaşam alanı Pirin Caddesi etrafında kalıyor. Gezdiğinizde sağa sola yayılmış, keramik tabaklar, çanaklar, güveçler bulabilirsiniz. Bulgar işlemeleri, dokumaları, çanlar ve yünlü dokumaların yanısıra klasik hediyelikler de var; kupalar, magnetler, tshirtler vb. Ara ara lokanta, taverna ve meyhaneler var, saat kulesine doğru ilerlerlerken. Akşam üzeri arkada Pirin dağının güneşte parlayan dorukları, kasaba sakinleri bizim köylerdeki gibi birer sandalye atıp sokağa, gelen geçen insanları seyredip sohbet ediyorlar. Evler, sokaklar ve alışkanlıklar tanıdık.

Birbirine benzeyen dükkanlar arasında ilgimi en çok çeken iki üç yer oldu:

IMG_6011 IMG_6008 IMG_6009 IMG_6007 IMG_5997 IMG_6014Bulgaristan’da dünya gül yağı üretiminin % 70-80’ini karşıladığı belirtilen Kazanlık’taki Gül Vadisinin güllerinden üretilen çeşitli kozmetik ürünleri oldukça popüler.  Sadece gül ürünleri satan markaların dükkanları var.

Şekerleme satan dükkanlar ve bu dağlarda oldukça bol bulunan yaban mersinli ürünler, pek çok güzel şarap ve kaşkaval peyniri. Kaşkaval peyniri ve lor benzeri bir keçi peyniri her yemekte bolca kullanılıyor. Et ve süt ürünleri, şaraplar Türkiye’ye göre oldukça ucuz, damak tadımıza çok yakın.

joyofearth_bansko joyofearth_bansko joyofearth_bansko joyofearth_bansko joyofearth_banskojoyofearth_bansko_viktoria

Aslında dağlar, trekking rotaları ve doğal kaynak suları ile Bansko ve çevresi baharda da nefis bir seyahat güzergahı olabilir. Bansko ve çevresi kaplıcaları ile de oldukça popüler. Yakınlarındaki Sandansky Köyü’nün ise tarihi bir kaplıca merkezi olmasının yanısıra, dünyaca ünlü gladyatör  ve özgürlük savaşçısı Spartaküs’un doğduğu yer olarak biliniyormuş.

Dönüşte ormanlı, dereli, kıvrımlı yollardan inerken, birçok kasabadan geçtik. Her birinde birer cami, yine tanıdık, ama sanırım 30 yıl öncesine göre daha özgür.

 

 

Join the conversation

*Your comment will not be published, all fields are required.*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.