Eylül’de Bodrum sakindir, güzeldir.

[puregallery]

Bodrumu her tatile gidenin gözünden farklı farklı görmek mümkün.
Bodrum’u İstanbullularla ilk tanıştıranın, bir dönemin aydınlarını peşinden sürükleyenin Halikarnas Balıkçısı olduğunu bilmeyen yoktur herhalde. Sürgün yerindeki maviliklere kendini kaptıran Cevat Şakir arkadaşlarını da bu maviliklere aşık etmek için elinden geleni ardına koymaz.
Cevat Şakir, bir yazısından dolayı 1925’te sürgüne Bodruma gönderilir. Ve böylece Bodrum’u ve içindeki balıkçıyı keşfeder.
Mavi Sürgün romanını okumanızı çok isterim. Hele de evini ilk kiraladığı anı nasıl anlattığı her seferinde beni çok etkiler.

 

[separator]

…… Heyy! Açılan kapı, birdenbire gözlerime ve gönlüme açık denizleri, kıyı ve adaları verdi. Batı göğünde günün ufka veda edişi turuncu ve kıpkızıl çizgiler çekmişti. Onların üstünde Bodrum Kalesi kapkara bir siluet kesinliğinde yükseliyordu. Kıyıda beyaz evler, pembeleşmiş denizin mavisi de koyu menekşe olmuştu. Dalgalar eve doğru gelirken, tepeleriyle güneşin son ışığını kapıyorlar, uçlarından kırmızı kırmızı kıvılcımlar savurarak, kapının iki adım ötesini pembe köpükleriyle yalıyorlardı. Köpükle kapı arasında, kum ve gümüş teller gibi parıldayan kuru yosunlar vardı.
Çocukluğumdan beri ilk defa çocuk gibi hıçkıra hıçkıra ağlayarak kapıya diz üstü düştüm. Şiddetle hayret ettim. İçimde hayranlık! Gönül açıklığı! Şükran!…Kıyamet kopuyor. Parmaklarımı yosunlara, kumalara daldırdım. Güzel dünyanın kumlarını, deniz çakıllarını, yosunlarını, sanki inci, pırlantaymış gibi yüzüme, gözüme sürdüm., üstüme başıma avuç avuç akıttım. O deniz, o adalar güzellikte en aşırı hayalin cennet diye göz önüne getirebileceğinden bir kat daha güzeldi. Hele o berrak gök, uzaklıklarda ne uysaldı! Denizi, asma yapraklarının fısıltısını duyuyordum. Burada ölmeyecek kadar kuru ekmek ve suyla yaşamak mutluluğunu özlüyordum.
Dizüstü düşmek, bir çeşit fırlamak, Babıali Yokuşunun boyunduruğuna vurulmuş olan Cevat, boş bir kalıp olarak yerde yığıla dururken, onun ortasında – içinde sanki bir milyar kuş, sevinçle cıvıldaşarak – Halikarnas Balıkçısı irkilip, dikilmeye koyuluyordu. Yerde bir kalıp kalıyordu. Onun içinden başka bir insan kalkıyordu. Yıllarca İsviçre’de yapılan Longine ya da Omega marka sağlam saatlere ve gün doğumu ve gün batımı ile ölçülen zamana göre Üsküdar’dan 6 ay önce ayrılmıştım. Oysaki yalan ! Yerden kalkan, “Balıkçı” Üsküdar’dan binlerce yıl önce ayrılmıştı. Üsküdar Çarşı’ndan omuzları çökük olarak geçen adamdan, ta o kadar uzaktı ki. Oydu, ama tepeden tırnağa yepyeni.
Yarı arı, yarı kelebek bir yaratık vardı. Kurtken boşluk ve karanlıklarda emekler ve sürünür. Koza olur. Kurt olarak izbelerde çabalayıp debelenen yaratık, kozadan çıkar, güneşe mavi çakışlı kara kanatlar açar. Solur gibi gövdesine yaradılış rüzgarlarını çeker, kabarır. Sonra dosdoğru güneşe, vııız diye ok gibi uçar.
Tanıdım! Tanıdım! İşte o! O! Orasını ta erken çocukluğumdan tanıdım. Üç buçuk yaşındayken babam Atina’da büyük elçiydi. “Faleron”da, hafızamın dünyaya ilk göz açtığı çağda, o denizi görmüştüm de apansızın güçlü bir tokat yemişim gibi dünya, ta ayak uçlarıma kadar fısıldıyordu. Uyandım, hem de pir uyandım. Kaç yıldır, bir vakitler şimşek gibi gördüğüm bu dünyanın özlemini çekip duruyormuşum da farkında değilmişim.
Şiddetli bir içgüdüyle avludan dışarı fırladım. Acele ile bir dükkana koştum, bir büyük su kovası ile, bir kuyu ipi aldım. Avluya seğirttim. Kuyudan kova kova su çektim. Kovalar dolusu suları cömert kayrak taşlarına savurdum. Denizden doldurdum savurdum, kuyudan doldurdum savurdum. Gene denizden, gene kuyudan fışıl fışıl savurdum.

[separator]IMG_2096[1]

Ne güzel anlatmış değil mi? O zaman bile şehirden sahil kasabasına kaçmak ve özgürlüğü tatmak böyle bir şeymiş. Halikarnas Balıkçısı ve Bodrum üzerine söylenebilecek çok şey var. Bir başka zaman diyorum…
Bugün Bodrum, yarımadaya yayılmış, Temmuz’da Ağustos’ta sokaklara sığmayan bir kalabalığı ağırlayan, çılgın eğlencelerin vazgeçilmez adresi, yerli yabancı her tip turistin aktığı bir küçük İstanbul. Bu nedenle de benim tatil deyince ilk tercihim olamıyor. Ama Nisan , Mayıs, Haziran, Eylül deyince, yani o akının uğramadığı zamanlarda hala farklı havası olan bir cennet. Bu kadar çok tercih ediliyor olması, çok sayıda otel ve çok sayıda restoran anlamına gelmekle birlikte, seçilebilir olmak ve rekabet edebilmek için işletmelerin farklılaşmak için estetik boyutlarını da düşünmelerine neden oluyor. Bu da iyi oluyor tabi.
Bodrum şimdi nasıl Türkiye’nin en gözde tatil yeri ise, eskiden de gözdeymiş. Antik dünyanın yedi harikasından biri Mausoleion burada yapılmış, Bodrum’da eski ismiyle, Halikarnassos’ta. Herodotos ve Strabon’a göre Halikarnassos 12 Dor kentinden biridir. Tarihin babası olarak tanımlanan Herodotos da Halikarnassos’ludur. Ancak İonia’ya olan eğilimi nedeniyle sonradan bu birlikten çıkartılmıştır. MÖ. 546 yılında Sardes’in Persler tarafından işgali sonrasında Persler adına Karya hanedanı tarafından yönetilir. Artemisia isimli Halikarnassoslu Karya Prensesi, Perslerin Yunanlıları yendiği bir savaşta ilk ve tek kadın amiral olarak tarihe geçer. M.Ö. 4. Yüzyıl sonunda Mausolos, kardeşi ve eşi Artemisia ile şehri yönetir. Dünyanın yedi harikasından biri sayılan Mausoleion, Mausolos için anıt mezar olarak yapılır. Bundan sonraki anıt mezarlar da bu ada öykünerek mozole olarak anılmaya başlar. Büyüklüğünün yanı sıra her bir yöndeki heykel ve kabartmaları dönemin dört ünlü heykeltraşı tarafından yapılan Mausoleion 1500 yıl ayakta kalır. 1402 yılında Rodos Şövalyeleri geldiğinde depremde yıkılmış bir haldedir. Onlar da kalenin yapımında Mausoleion’dan arta kalanları kullanırlar. Bugün çok az sayıda kalan kabartmalarından biri British Museum’da, bir tanesi ise Bodrum Kalesinde sergilenmektedir.
Üç günlük kısa bir tatilde Bodrumda yaşayan arkadaşımızın bizim için seçtiklerinden bir demeti şehrin Eylüldeki sakin günlerinde keyifle yaşadık. Ben de size öğrendiğim yeni yerleri anlatmak istedim sıcağı sıcağına.
Panaroma Pasanda – Yalıkavak

IMG_2101[1] IMG_8029[1] IMG_2103[1]
Yalıkavak’ın tepelerinde müthiş bir manzara. Tepelere çıktığınıza değer. Kapalı yeri var ve koya hakim güzel bir taraçası var.
Nefis peynirler, zeytinler, domates, kaymak, reçeller, bak yanında bana göre spesiyali pişi, bilenler bilir yani hamur kızartması. Keyifli bir kahvaltı, güleryüz, hoşsohbet ve manzara için iyi bir seçim.
Palmarina – Yalıkavak Marina:
Deniz, güneş varken o da nesi derseniz, yağmurlu ya da çok çok sıcak bir günde Bodrum’da ne yapayım durumunda kalırsanız, işte size Nişantaşı’nı aratmayan seçenekleri barındıran şık ve zarif Palmarina. Barındırdığı lezzetler ve markalar tanıdık. Takılar, tasarımlar, giyim koleksiyonları ile de oldukça iddialı.
Cadı ile tanışmak için ise doğru adres. Hoş tasarımlar, kendi tasarımları, değerli madenler taşlar, uygun fiyatlılar hepsi bir arada, özenle seçilmiş, takılmış. Uğrayın mutlaka havanıza zevkinize göre bir şeyler çıkacaktır.

IMG_2110[1] IMG_8034[1]IMG_2111[1]
Bodrum Balıkçısı
Resimler ya da Bodrum’a, maviye, denize boyanmış objeler, deniz atları, deniz yıldızları, balıklar… bir yerlerden Bedri Rahmi mi çıkmış gelmiş de resimlerin içinde Halikarnas Balıkçısı ile sohbet etmiş, nedir? Anlamadım… Sonuçta evinize bir tutam Bodrum katmak isterseniz, bir şeyler seçin Bodrum Balıkçısından.
Midnight Express
Hoş bir tasarımlar kümesi daha. Birileri çalışmış, uğraşmış, tasarım kıyafetler, takıları benim için seçmiş önüme dizmiş, fiyatlar değişken bir çıtada olsa da, insanın içinde ilham perileri pır pır ediyor, bu dükkanı bir daha bulmak istiyor.
Bu kadar güzel tasarımları gördükten sonra, midemiz de güzel şeyler istedi. Memedof’u akşam üzeri denemek istedik. Memedof’ta deniz ürünleri mezeler birbirinden lezzetli, kalitesi ile her daim beklenen lezzeti güzel bir Yalıkavak manzarasında tatmanız mümkün.  Mavi beyaz hoş dekoruyla mutlaka ziyaret edilmeliler arasında.

IMG_2132[1] IMG_2135[1]IMG_2120[1]  IMG_2121[1] IMG_2125[1] IMG_2129[1] IMG_2127[1] IMG_2137[1]IMG_2130[1]

Ertesi gün önce sevgili ev sahibemiz, artık Bodrumlu diyebileceğimiz arkadaşımızın seçimi, Tel Dolap’a uğrayıp, kahvaltısını denemek istedik. Tel dolap Gümüşlük’ü ve ardındaki denizi adaları, tepeden seyreden mükemmel bir konumda. Oturup lezzetli tabaklarını beklerken sahibi Fatoş Hanımla sohbet ettik. Annesinin hediyesi tel dolapla tanıştık, kışın ziyaret edebileceğiniz şömineli keyifli kapalı bir bölümü de var. Mezelere meraklı, özellikle de Girit mezelerine. Bu restoran aşağıdaki balıkçılardan farklı bir çizgi oluşturarak yemek için meze ve et seçimi yapmış. Kahvaltımızda herşey taze ve güzeldi. Kızarmış gelen hellim, mini puf böreği, kızartılmış lorlu kabak çiçeği dolması ve kabak reçeli. Fatoş hanıma uğrayın, size de güzel lezzetlerinden ikram edecektir.

IMG_2175[1] IMG_2157[1] IMG_2147[1] IMG_2165[1] IMG_2173[1] IMG_2167[1] IMG_2150[1] IMG_2148[1]IMG_2154[1]IMG_2174[1]

Gümüşlük yani eski adıyla Myndos eskiden de yarımadada önemli bir kentmiş. Aslında Halikarnassos George Bean’in kitaplarında Karya ‘yı biraz karıştırınca başkentini Milas’tan Halikarnassos’a taşıyan Mausolos’un zoruyla Myndos yarımadasındaki kentlerde yaşayanlar Halikarnassos’a zorlanmış olduğunu öğreniyorum. Antik kentin kalıntıları bugün hemen kıyıya yakın adanın üzerinde görülebiliyor. Bodrum Yarımadası o dönemlerde Myndos yarımadası olarak adlandırılmış, Myndos ile birlikte üzerinde Termera, Side, Madnasa, Pedasa, Uranium ve Telmessos adlı şehirleri barındırmıştır. Bu şehirlerin taş işçilikleri ile ünlü, genelde şehirlerini savunma amaçlı yüksek yerlerde kuran Lelegler tarafından ilk kez inşa edildiği tahmin ediliyor. Ancak Myndos’un Bozdağ civarında kurulduğunu ve yeni Myndos’un Gümüşlük’te yine Mausolos tarafından kurulduğunu da belirtelim. Etrafı o dönem 3 km uzunlukta surlara kaplı bir liman olarak inşa edilmiş. O dönem kapıları büyük, kendi küçük kente filozof Diogenes uğradığında kapılarını kapalı tutmasını önermiş. Bir dönem ünlü Marcus Antonius tarafından Rhodoslulara verilmiş. Myndoslular Başağrısı ve gazı gidermek için şaraba deniz suyu karıştırdıkları için deniz suyu içenler diye adlandırılmışlar. 19. Yüzyıl sonuna kadar tiyatro ve stadionun kalıntılarının görülebilir olduğunu öğreniyoruz.
Çevrede bulunan gümüş madeni ocakları Gümüşlük’e ismini vermiş.

Aşağısı, Gümüşlük, denizin tam yanı başında olmak için mükemmel secim. Bu güzel koy kocaman iddialı kumsal yerine dar bir kumsala sahip. hemen girişte meydanında hediyelik eşyaların ardından kafeler balıkçı restoranları sizleri bekliyor. Biz sonbaharın bize güneşi bağışladığı güzel bir günde hem yüzdük, hem yakınlarımızdaki bir sörf okulundan hareket eden sörfleri denizi ve adına yakışır bir şekilde gümüş gümüş yansımalarını izledik.

IMG_2178[1] IMG_2182[1] IMG_2185[1] IMG_2187[1] IMG_2188[1] IMG_2191[1] IMG_2192[1] IMG_2194[1] IMG_2202[1] IMG_2204[1]

Akşam da hazır burada iken merak ettiğimiz Mimoza’ya gidelim dedik. Gümüşlük’ün hemen önündeki adadan sahili takip ederek geriye yürüdük. Gün batımında tam bir görsel şölen bizi bekliyor. Masalar pembe begonvillerle süslü, renk renk bardaklar, tabaklar her yerde ışıl ışıl kabaklar, denizin kenarında, içinde kabaklarla süslenmiş ağaçlar. Neyi çeksek şaşırdık. O şaşkınlıkla da masaya oturuverdik, sonra fark ettik ki bu bizim rezervasyon yaptığımız Mimoza değil burası ve kalkınca öğrendik ki Mimoza da sözüne sadık kalmamış, deniz kenarı masasını rezervasyonumuz olduğu halde daha erken gelen birine vermiş. Bazen kadere bırakmak lazım işi, döndük mimozadan ayrılanların kurduğu ve bizim bilmeden oturduğumuz Melengeç restoran’a. Zaten iki restoranda görsel olarak birbirine o kadar benziyor ki. Ama bir konuda farklılaşıyor. Az önce yaşadığımız deneyimin aksine bir güleryüz, bir sevecenlik. Bu güzel ortamdaki masaları donattılar aynı pozitif enerjiyle. Spesiyalleri karides mantı, ama bana sorarsanız ayıklanmadan gelen jumbo karidesler ve köri baharlı midye ızgara muhteşem. Ahtapot ızgara tam kıvamında. Kabak dolmalar, deniz börülceleri, sıcacık sunulan köz patlıcan ……. Mezelerin hepsini saymıyorum ama balığa yer kalmadı deyince anlarsınız. Kahve servisinden önce masa begonvillerle süslendi. Yine begonvillerle süslü bir tepside kahveler…. Bizim bu görsel şölen karşısındaki mutluluğumuz küçük çığlıklara dönüşünce masamıza bir de nar gelmez mi? Su kabağı kırmızıya boyanmış ve resmen ışıkla bezenmiş. Tabi ertesi günün programı içerisine su kabağı lamba fikri oturuverdi. Üç ortaktan biri olan Hamza Bey’e teşekkür etmeden ayrılmadık. Mutlu, lezzete, estetiğe doymuş, şımartılmış bir halde, saçlarımızı okşayan sonbahar rüzgarı, mis gibi deniz kokusu ve Gümüşlük’ü seyreden yıldızların altında ayrıldık. Fark yaratmayı biliyorlar.

IMG_2206[1] IMG_8057[1] IMG_8088[1] IMG_2218 IMG_2220 IMG_2216 IMG_2234 IMG_2223 IMG_2247 IMG_2232 IMG_2231 IMG_2229 IMG_2225 IMG_2224 IMG_2264 IMG_2259 IMG_8077 IMG_8074 IMG_8069

Ertesi sabah bu üç günün en güzel havasını yakalamak için Bitez’de Sarnıç Beach Club’ı seçmiştik. Güneşlenmek ve Bitez kıyılarını izlemek için mekan güzel.

IMG_8094 IMG_8092

Sonra dayanamayıp Dereköy’ün yolunu tuttuk. Bitez dondurmacısına uğramayı da ihmal etmedik tabi. Kabaklar için tabi ki. Ama nedense kabaklar bir gece önce durdukları gibi durmuyorlardı. Le Kabak, isim olarak en bilineni ama satış için görevli genç zaten pek de istekli değildi, biz de kalan pek az kabak arasından seçim yapamadık. Onun yerine bir kaç nazar boncuklu çan, deniz kabuklu süsler bulmak beni mutlu etti. Biraz gerideki kabakçı onun kadar havalı bir ada sahip olmasa da işi biliyordu. Önce ön camdan gelen ışığı engellemek için siyah perdeleri indirdi. Sonra duvarlarda sıra sıra duran kabakların ışıklarını yaktı. Harikalar diyarı. En sonunda gönlüme göre bir kabak buldum. Beyaz boyalı ve mavi boncuklu.

IMG_8097 IMG_8098 IMG_8096
Ama o da ne sabahki çılgın rüzgar biraz durulmuş sanki. Uçağa 4-5 saat varken neden bir deniz denemesi yapmayalım? Yapalım. Burası Bodrum…. Kendimizi Ortakent Yahşi yolunda bulduk. Sakin ve temiz denizi ile şık Mu-Art cafe bize denizin son güzelliklerini tattırdı.

IMG_2285 IMG_2283 IMG_2281  IMG_2271 IMG_2274IMG_8099

Eylül’de Bodrum kısa zamanda bile güzel. Ama bir bilenle. Teşekkür ederiz Derya.
Farklı bir Bodrum için
Bodrum Kalesi Sualtı Müzesini
Sünger Müzesini gezin
Bodrum’u bir başka türü görmek ve anlamak için meraklısına:
Eskiçağda Menderes’in Ötesi – George Bean
Mavi Sürgün – Halikarnas Balıkçısı
Mavi Yolculuk – Azra Erhat
Antik Dünyanın Yedi Harikası – Peter Clayton ve Martin Price

Join the conversation

*Your comment will not be published, all fields are required.*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Comments:

  1. Kerpe Rehberi diyor ki:

    Çok faydalı bir yazı olmuş elinize sağlık….

  2. Anonim diyor ki:

    BEN GONDEREYIM OTLAR BURDA COOOK VAR

  3. Lacey diyor ki:

    I might be beantig a dead horse, but thank you for posting this!

  4. Tuesday diyor ki:

    A praicootvve insight! Just what we need!

  5. ÇİLER diyor ki:

    Nağme cim ellerine sağlık.

  6. mira diyor ki:

    yemeklerı yaglı bı pletes hocası ve işletmesı bırlıkte yapıyorlar boyle sacmabır yer hayatımda gormedım temızlıgı kalanlara yaptırıyorlar eger yapmazsan yemek yok herkezın 3-4 saat yurumekten agakları su toplamıs temızlık kesınlıkle yok hıjyen yok bır tane sertıfıkalı ınsan yok telefon cekmıyor odalarda buz dolabı yok bı fon makınası bıle calıstıramıyorsunuz
    sıtede okuduklarınızın 100- 99 yalan dolan

  7. mira diyor ki:

    ınternet reklamından baska hıc bır sey yok kesınlıkle soylenenler vaat edılenler hepsı yalan zaten sozlesmelerını ıyce okuyunca anlarsınız saglık bakanlıgılı onayıda yok şirket dıye ruhsatları var …. doktoru hemsıresı temızlıkcısı hocaları dıyetısyenı hıc bırseyı yok.tek dogru soyledıklerı özgur hoca ıle yuruyus …. öburlerıne sakın ınanmayın paranızı bastan alıyorlar ve vermıyorlar

    • nagme diyor ki:

      Merhaba,

      yaşadığınız deneyim için çok üzüldüm. Biz Darıdere de kendi olanaklarımızla çadırda konakladık.
      Yorumunuzu siteye ekliyorum ki söz konusu tesiste konaklama olanaklarını kullanıp sizin gibi zor durumda kalınmasın. İyiyi ve kötüyü bilgi olarak paylaşacağız ki bu tip yerler de iş sahibi olmanın, müşterinin önemini anlasınlar

      iyi günler dilerim

  8. Anonim diyor ki:

    Merhaba,
    Biraz evvel pişirmem tamamlandı.Çok pratik ve lezzetli bir yemek.
    Tarif kolaylığı için de ayrıca teşekkür etmek isterim.
    Sevgiler
    Ahenk Akyüz

  9. Merhaba ben frig evinden gürcan beyin eşi.yorumlar ve fotoğraflar için teşekkürler.
    Tekrar bekleriz frig evine.
    http://www.frigevi.com

  10. Hale diyor ki:

    Gecen sene Mart ayinda Bodrum a gitmistik ve orada yengem cok lezzetli kuzu etli yapmisti. Nohut da eklemisti. Cok guzel olmustu. Tarifini yazmamistim. Nagme cim, senin tarifle yapacagim, cok tesekkurler. Bakalim Istanbul da bulacak miyiz?

    • nagme diyor ki:

      İstanbul’da bir ot pazarı olsa ne hoş olur. GErçekten çok lezzetliler
      Aklıma hemen gelenler;
      organik pazarlar ?
      ya da Kanyonda Cuma günü kurulan Datça Murat Bey Çiftliği pazarı ; arkadaşlarım oradan ısırgan bulmuşlardı
      bir de Okmeydanında bir Kastamonu pazarı var diyorlar ama ben henüz oralara ulaşamadım
      Ben bulursam size de alayım / getireyim

      sevgiler

  11. neslihan kılınç diyor ki:

    ELİNE SAĞLIK :)

  12. Anonim diyor ki:

    Çok beğendim bütün ayrıntıları vermişsin tesekkurler

  13. ahenk akyüz diyor ki:

    muhteşem bir tarif :)
    sabah oğlum efe ve arkadaşına yaptım, akşamüstü de kendime keyif için:)
    diğer tarifleri denemek için sabırsızlanıyorum.
    sevgiler

  14. Anonim diyor ki:

    Bunlar çok nefis görünüyor. Bakalim bizim evdekiler tarifi kimden aldığımı tahmin edebilecekler mi

  15. selva diyor ki:

    bu da guzellllll elinize saglik